AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Selefe Dayandırılan haberler

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 43
Kayıt tarihi : 31/03/08

MesajKonu: Selefe Dayandırılan haberler   Salı Nis. 01, 2008 2:55 pm


İbni Teymiye Külliyat.
Selefe dayandırılan haberler
Bu bâbta seleften de haberler mevcut olup bunların büyük çoğunluğu zayıftır.

Meselâ bu haberlerin birisi Kabe yanında bir araya gelip duada bulunan dört kişiyle ilgili haberdir. Bu dört zât, Abdullah b. ez-Zübeyr, Mus'ab b. ez-Zübeyr, Abdullah b. Ömer ve Abdülmelik b. Mervân olup hadîsi İbn Ebi'd-Dünyâ «Mecâbî'd-Düâ» adlı kitabında (İsmail b. Ebân el-Ğanevî - Süfyân es-Sevrî - Târik b. Abdilazîz tarikıyla) Şa'bî'den şöylece rivayet etmiştir: «Hayret verici bir olaya şahit oldum: Ben, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. ez-Zübeyr, Mus'ab b. ez-Zübeyr ve Abdülmelik b. Mervân Kabe'nin avlusunda idik. Konuşmalar bittikten sonra orada bulunanlar: 'Sizden her şahıs kalkıp Rüknü Yemâni'den (Rükn-ü Yemâni = Kabe'nin güney duvarını teşkil eden iki köşeden Hacer-i Esved'in bulunduğu köşenin karşısında güney-batıdaki köşedir) tutsun ve ne haceti varsa Cenâb-ı Hak'tan istesin; şüphesiz Allah hâzinesinden verecektir' deyip arkasından da: 'Kalk ey Abdullah b, ez-Zübeyr; sen hicretten sonra, müslümanlar arasında doğan ilk kişisin!' dediler. Bunun üzerine Abdullah b. ez-Zübeyr kalkıp Rühn-'ü Yemânî'ye yapıştı ve şu duayı yaptı: 'Allah'ım, şüphesiz sen yücesin. Her yüce olandan ümit edilir. Zât-ı Bâri'n hürmetine, Arş'ın ve Resulün hürmetine, sen beni Hicaz'a emir kılıp da halîfe olarak bana selâm verilmedikçe canımı almamanı senden istiyorum'. Ve gelip oturdu. Onun arkasından Mus'ab kalktı, Rükn-ü Yemâni'den tuttu ve şunları söyledi: 'Allah'ım, sen herşeyin Rabbisin ve her şey sonunda sana dönecektir. Herşeye yeten kudretin hakkı için beni Irak'a vali kılıp Hüseyin'in kızı Sekine ile evlendirmedikçe canımı almamanı senden niyaz ediyorum'. Sonra Abdülmelik b. Mervân kalkıp Rükn-ü Yemâni'ye elini koydu ve şöyle dua etti: «Yedi kat semânın, önce kupkuru bir çöl iken sonra bitkilerle dolan yeryüzünün Rabbi olan Allah'ım, senin emirlerine itaatkâr kulların sana nasıl dua ediyorsa öylece dua ediyor, senin mahlûkâtın üzerindeki hakkın ve Arş'ının etrafını tavaf eden (melek) ler hakkı için senden istiyorum.'...»

Ben diyorum ki: Bu haberi Süfyân es-Sevrî'den rivayet eden İsmail b. Ebân «kezzâb» biridir. Ahmed b. Hanbel şöyle der: «İsmail b. Ebân'dan hadîs yazmıştım; bilâhare o, mevzu hadîsler nakletmeye başladı.Bunun üzerine onu terkettik». Yahya b. Maîn de şunları söyler: «Me'mûn'un yedinci Abbasî halîfesi olacağı ve yeşil hil'ati giyeceğine dâir hadîs uydurmuştur». Buhârî, Müslim, Ebû Zür'a ve'Dârakutnî, onun «metruk» olduğunu belirtirler. Cûzcânî: «Yalan uydurduğu sabittir» der. Ebû Hatim, onun hakkında «kezzâb» hükmünü verir. İbn Hibbân ise: «Sika râvîlerin adını kullanarak hadîs uydurur» demektedir. Ayrıca senedte geçen ve Sevrî 'nin kendisinden rivayet aldığı belirtilen Târik b. Abdilaziz, kim olduğu bilinmeyen bir şahıstır. Çünkü İbn Aclân'ın kendisinden rivayette bulunduğu meşhur Târik b. Abdilazîz, bu haberin senedinde geçen tabakadan değildir.

Öte yandan bu haber, birbirine zıt vecihlerle rivayet edilmiştir. Meselâ Ebû Nuaym, Taberânî 'den naklen şu rivayeti verir: Bize Ahmed b. Zeyd b. el-Cürayş, (Ebû Hatim es-Sicistâriî - el-Asmaî - Abdurrahmân b. Ebi'z-Zinâd tarîkıyla) Abdurrahmân b. Ebi'z-Zinâd'ın babasından şunları anlattı: «Kabe'nin Hicr (Hicr = Kabe'nin kuzey yönünde Altın Oluk'un bulunduğu tarafta, kenarları açık yarım daire şeklindeki bir insan göğsü hizasında bir duvarla çevirili, Kabe'ye bitişik bölüm olup bu yere «Hatîm» de denilir. Aslında Hz. ibrahim'in inşâsında Kabe'nin içinden olan bu bölüm, Hz. Peygamber 35 yaşlarında iken Mekkelilerce yapılan tamirinde malzeme yetersizliğinden dolayı Kabe'ye dâhil edilememiş, ancak Kabe'nin içinden olduğu belirtilmek üzere etrafı zikrettiğimiz duvarla çevrilmiştir) tarafında Zübeyr b. el-Avvâm'ın üç oğlu: Mus'ab, Urve ve Abdullah ile Abdullah b. Ömer bir araya gelmişlerdi. Birbirlerine: 'Herkes bir istekte bulunsun!' dediler. Bunun üzerine Abdullah b. ez-Zübeyr: 'Ben halifelik talebinde bulunuyorum' dedi. Urve: 'Ben ise, benden ilim alınmasını istiyorum' diye isteğini belirtti. Mus'ab: 'Ben, Irak emirliğini ve hem Talhâ'nın kızı Âişe, hem de Hüseyn'in kızı Sekîne ile evlenmeyi diliyorum' dedi. Abdullah b. Ömer ise: 'Bana gelince, ben mağfiret talep ediyorum' diye temennide bulundu. Râvî diyor ki: 'Her birisi isteğine erişti; umulur ki, İbn Ömer'e de mağfiret olunmuştur.'»(Ebû Nuaym, Hılyetü'l-Evliyâ, Mısır, tarihsiz, ll/176).

Ben diyorum ki: Bu son rivayetin senedi, âlimlerin ittifakına göre öncekinin senedinden daha sıhhatlidir. Ayrıca son rivayetin muhtevasında yaratılanlar vesilesiyle talepte bulunmak da yoktur. Bu konuda bâzı kimselerden rüyasında kendisine «şöyle şöyle dua et» denildiğini gördüğü şeklinde nakledilen hikâyeler de vardır. Fakat âlimlerin ittifakıyla sabittir ki böyle birşeyin delil teşkil etmesi caiz değildir. Muhtelif duaları bir araya getirip toplayan bâzı zevat bu hikâyelerden bir kısmım kaydetmiştir. Seleften de bu hususta bâzı haberler rivayet olunmuştur. Meselâ İbn Ebi'd-Dünyâ «Mecâbî'd-Düâ» adlı eserinde şu nakli yapmaktadır: Bize Ebû Hâşim, Kesir b. Muhammed b. Kesir b. Rifâa'yı şöyle derken işittiğini anlattı: «Abdülmelik b. Saîd b. Ebcer'e bir adam geldi ve onun karnını tutup: 'Karnında şifa bulmaz bir dert var senin!' dedi. Abdülmelik de sordu: 'Neymiş bu hastalık?' Adam: 'Tatarca!' diye cevap verip çekildi. Bunun üzerine Abdümelik b. Saîd: 'Allah'a sığın, Allah'a! Allah benim Rabbimdir; O'na hiçbir şeyi eş koşmam. Allah'ım, rahmet peygamberi olan senin Peygamberin Muhammed (s.a.v.) ile sana yöneliyorum. Ya Muhammed, seninle senin Rabbine ve durumuma acıyan Rabbime yöneliyorum' dedi. Adam Abdülmelik'in karnını tekrar tutunca: 'Kurtulmuşsun, artık hastalığın yok!' dedi».

Ben diyorum ki: Selefin bu ve benzeri dualarla duada bulundukları nakledilmektedir. İmâm Ahmed'in Mervezî'ye yazdığı «Mensek»inde (İbâdet Tâlimâtnâmesi'nde) duada Hz. Peygamber'Ie tevessül edilebileceğine cevaz verdiği nakledilmiş, "diğer bâzıları bunu caiz görmemişlerdir. Şayet tevessülde bulunanların maksadı, Hz. Peygamber'e iman, O'na muhabbet, O'nu dost edinme ve O'na itaatla tevessül ise bu iki grup arasında ihtilâf yoktur. Ama maksatları, Hz. Peygamberi'n şahsıyla tevessül ise işte bu, ihtilâf konusudur. Üzerinde ihtilâf olunan hususları da Allah ve Resulüne arzetmek gerekir.

Sırf böyle bir dua neticesinde maksadın tahakkuk etmiş olması, bu dua şeklinin Şerîat'ta caiz olduğunu göstermez. Çünkü bir çok kimse Allah'tan başka yıldızlara ve yaratıklara duada bulunur ve gayelerinden bir kısmı tahakkuk eder. Yine bâzı kimseler putların yanında, kiliselerde ve benzeri yerlerde duaya durup kiliselerde mevcut heykellere dua ederler ve arzuları gerçekleşir. Diğer bâzıları ise müslümanların ittifakla haram gördükleri dualarla dua eder ve amaçlarına ulaşırlar.

Dolayısıyla bâzı yollarla arzunun tahakkuk etmesi, bu arzu mubah bile olsa bu yolların caiz olmasını gerektirmez. Çünkü yapılan bu işte, bâzan sağladığı faydadan çok zarar bulunur. Şeriat ise faydanın sağlanması ve tamamlanması esasını getirmiş, zararı ortadan kaldırıp azaltma gayesini hedef almıştır. Ya değilse şirk koşmak, şarap içmek, kumar oynamak, fuhuşta bulunmak ve zulmetmek gibi bütün haramlar bunları irtikâp edenlere bâzan fayda ve kazanç sağlar. Ama bunların doğuracağı zarar, sağlayacağı faydaya baskın olunca Allah ve Resulü bunları yasaklamıştır. Aynı şekilde ibadet, cihâd ve infâkta bulunmak gibi birçok husus bâzan zarar verebilir. Fakat bunların faydası, meydana getirebileceği zarardan fazla olunca Şâri' (kânun koyucu) bunları emretmiştir.

İşte bu, itibar edilmesi gereken asıldır. Herhangi bir şeyin vâcib veya müstehab olması, ancak ve ancak o şeyin vâcib veya müstehab olmasını gerektirecek şer'i bir delille caiz olur. İbadetler ya vâcib olur, ya da müstehab... Vâcib ya da müstehab olmayan şey ise ibadet olamaz. Şayet dua ile yapılan talep, mubah bir husus ise Allah'a yapılan bu dua da ibadettir.

Sonuç şu ki, seleften bâzılarından ve bir kısım ulemâdan Hz. Peygamber'le tevessül ederek dua ettikleri nakledilmiştir. Halbuki ister peygamber, ister melâike, ister sâlih bir zât olsun ölü ve ğâib kimselere yakarma, onlardan medet umma ve onlara dert arzetme meselesi böyle değildir. Böyle bir şeyi sahabe ve onlara hakkıyla tabî olan seleften hiç kimse yapmadığı gibi, müslümanların imamlarından hiç biri de böyle bir şeye ruhsat vermemiştir.




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://tawhed.yetkin-forum.com
 
Selefe Dayandırılan haberler
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Ehli Sunnet Menheci-
Buraya geçin: